29 Nisan 2008 Salı

Matbaanın İcadı

Bütün ezberlerin kraliçesi, aydınlanma masallarının baş tacı geldi işte: Johannes Gutenberg ve onun meşhur hareketli harfleri! Okul kitaplarında ne okuduk? "Matbaa geldi, bilgi demokratikleşti, insanlık karanlıktan kurtuldu." Bize öyle bir anlattılar ki, sanırsınız 1450’lerde Mainz’da o presin kolu ilk kez aşağı indiğinde yeryüzüne birdenbire bilgelik, huzur ve kardeşlik yağdı.

Geçiniz bu romantik masalları.

Gutenberg o presi kurup kurşun alaşımlı harfleri dizdiğinde, hakikati serbest bırakmadı; bilginin endüstrileşip bir tüketim metasına, organize bir propaganda silahına dönüşmesinin kapısını araladı. Matbaadan önce kitap bir emektin, bir ruhtu. Bir kâtip bir ömrü bir sayfaya verirdi; her harf düşünülerek, tartılarak, ibadet eder gibi yazılırdı. Sayfa sayısı azdı ama o sözün bir ağırlığı, bir edebi, bir hürmeti vardı. Matbaa ne yaptı? Sözü seri üretime soktu. Düşünceyi torna tezgâhına bağlayıp fabrikasyon bir nesneye çevirdi.

"Bilgi çoğaldı" diyorlar. Çoğalan bilgi değil, cehaletin ve bağnazlığın gürültüsüydü! Gutenberg’in bastığı ilk şeylerin ne olduğunu sanıyorsunuz? Bilimsel tezler mi? Felsefi başyapıtlar mı? Hayır; kilisenin günah affetme belgeleri (endüljanslar) ve fanatik din broşürleri! Matbaa, Avrupa’yı aydınlatmadan önce en az iki yüz yıl boyunca din savaşlarının, mezhep çatışmalarının ve cadı avlarının yakıtı oldu. Eskiden bir köyde ortaya çıkan fanatik bir vaizin hezeyanları o köyün sınırlarında eriyip giderdi; matbaa sayesinde aynı zehir birkaç ayda binlerce kopyayla tüm kıtaya yayıldı, milyonlarca insanın kanının döküldüğü 30 Yıl Savaşları'nın fitilini ateşledi. Yani o pres, sadece mürekkep değil, oluk oluk kan da bastı.

Üstelik insanın binlerce yıllık belleğini de bir vuruşta felç etti. Matbaadan önce insan aklı hafızaydı, sözlü kültürdü, aktarımdı, derin bir muhakemeydi. Sokrates boşuna mı yazıya mesafeli durmuştu? Matbaa, insan hafızasını tamamen dışsallaştırdı. Düşünmeyi kağıda devrettik, zihnimizi bir kütüphane rafının insafına bıraktık. Rafta duran cildi "kendi bilgisi" sanan, kibri boyundan büyük modern insanın tohumu orada atıldı.

Bugün her önüne gelenin yazdığı, niteliğin yerini sayfa sayısının ve satış rakamlarının aldığı, fikrin değil pazarlamanın konuştuğu o dipsiz yayıncılık çöplüğünün temeli işte o gün atıldı. Sözü ucuzlattılar, çoğalttıkça kıymetsizleştirdiler. Sonuç? Kütüphaneler dolusu kitap, sıfır idrak. Düşüncenin fabrikaya düştüğü gün, bilgeliğin cenazesi çoktan kalkmıştı.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

yanlış bunlar arkadaşım doğru bilgi wikipedi de