19 Ekim 2026 Pazartesi

Ah şu icatlar. Vah size mucitler...

 Her sabah gözümüzü, insanlığı kurtaracağı iddia edilen yeni bir "mucizeye" açıyoruz. Telefon ekranına bildirim düşüyor: bilmem ne şirketi, bilmem hangi algoritmayla hayatımızı kökten değiştirecek yeni bir icat çıkarmış. Alkışlar, fonlar, manşetler gırla. Kimse de çıkıp sormuyor: Yahu biz ne zamandan beri her parlak oyuncağı bir ilerleme zanneder olduk?

Ortada dehşet verici bir illüzyon var. Modern dünya bize "icat" adı altında, aslında hiç var olmayan sorunlara üretilmiş cafcaflı protezler satıyor. Tekerleği, matbaayı ya da elektriği bir kenara koyuyorum; onların derdi insanlığın kadim yükünü hafifletmekti. Şimdikiler ne yapıyor? Önce hayatın en doğal, en yalın ritmini bozup bizi dört duvar arasında hareketsiz, uykusuz ve kaygılı hale getiriyorlar; sonra da "Bakın, kalp atışınızı ölçen akıllı saat yaptık, adımlarınızı sayıyor!" diye karşımıza dikiliyorlar. Yürümeyi unutturduğun adama adım sayar satsan ne olur, satmasan ne olur?

Akıllı buzdolabı yapmışlar, içindeki süt bitince sipariş veriyormuş. Kapağını açıp iki saniye göz ucuyla bakmaktan aciz hale getirildiğin gerçeğini "teknolojik konfor" diye yutturuyorlar. Kendi tembelliğimize devrim muamelesi yapıyoruz. İnsanlık tarihi boyunca hiçbir dönem, hayatı kolaylaştırma bahanesiyle insanın kendi iradesini bu kadar ucuza devrettiği bir akıl tutulmasına şahit olmamıştı.

En vahimi de şu: Bu bitmek bilmeyen icat fetişizmi, bizi birbirimize yaklaştıracağı yerde aramızdaki son bağları da kemirip bitirdi. Cebimizdeki o cam parçası dünyaya açılan kapıymış güya; aynı sofrada oturan iki insanın birbirinin yüzüne bakmasına engel olan o kapı batsın! İletişimi hızlandırdık ama söyleyecek sözümüz kalmadı. Bilgiye ulaşmayı saniyeler seviyesine indirdik ama cehaletin böylesine organize, böylesine pervasız olduğu başka bir devir görülmedi.

İcat dediğin şey insanın ufkunu açar; bugünün icatları ise insanı sadece daha itaatkâr, daha dikkatsiz ve daha bağımlı bir tüketim nesnesine dönüştürmekten başka bir halta yaramıyor. Bize yeni algoritmalar, gözümüzü bağlayan sanal gözlükler ya da düşünmeyi bile elimizden alan kod yığınları gerekmiyor. İnsana önce durup düşünme kabiliyeti, biraz da kendi yarattığı bu teknolojik çöplüğe uzaktan bakacak akıl ve izan lazım.

Ama nerede o feraset... Yarın bir yenisi çıkar, yine sıraya girer, alkışlarız. Kendimizi adım adım tasfiye ederken bile ekrana gülümsemeyi marifet sanan bir çağın şakşakçılarıyız ne de olsa.