Tarihçiler pek bayılır: 1844 yılında Samuel Morse, Washington’dan Baltimore’a İncil’den bir ayet geçti güya: "Tanrı neler yaptı!" (What hath God wrought). Hadi oradan! Tanrı’nın bir şey yaptığı yoktu; insanın kendi doğasına, zamanın doğal akışına ve yeryüzünün coğrafi dengesine karşı açtığı ilk mekanik savaşın başlangıcıydı o.
Telgrafı bize ne diye yutturdular? "Bilgiyi ışık hızına ulaştıran dahi buluş." Peki arkasında bıraktığı enkazı kim konuştu? Hiç kimse.
Her şeyden önce telgraf, insanın binlerce yıldır doğayla kurduğu organik zaman algısını kökünden dinamitledi. Eskiden bir haberin değeri, onun katettiği yolun ağırlığıyla ölçülürdü. Bir elçi yola çıkar, düşünce olgunlaşır, mektubun mürekkebi kururken insan ne yazdığını, ne hissettiğini tartar; haber yerine vardığında dünya zaten biraz değişmiş, öfke dinmiş, akıl başa gelmiş olurdu. Morse’un o mekanik tıkırtıları ne yaptı? Dili kuşa çevirdi. Noktalar ve çizgiler... İnsanın kelimelerini, inceliğini, üslubunu kırptı; her şeyi kelime başına para ödenen, duygudan arındırılmış soğuk birer ticari komuta dönüştürdü.
Daha da fenası; telgraf insanlığı "bağlamından koparılmış çöp bilgi" çağına fırlatan ilk mancınıktır. Neil Postman’ın da hakkını teslim ettiği gibi: Telgraftan önce bir insanın bilmesi gereken şeyler, doğrudan etki edebileceği, eyleme geçebileceği çevresiyle ilgiliydi. Telgraf geldi ve birdenbire bin kilometre ötedeki bir yangından, hiç görmediğin bir madendeki göçükten ya da Londra borsasındaki pamuk fiyatından anlık haberdar olmaya başladın. Peki ne yapabilirdin bu bilgiyle? Hiçbir şey! İnsanı, hiçbir şey yapamayacağı devasa bir enformasyon tufanı altında çaresiz, kaygılı ve pasif bir izleyiciye dönüştüren ilk musluk işte o gün açıldı.
Bir de şu "dünyayı birleştirdi" masalı yok mu... Telgraf hatları nereye çekildi sanıyorsunuz? Kıtalararası kablolar okyanusların dibine barış güvercinleri uçsun diye mi döşendi? Sömürgeleri Londra’dan, Paris’ten bir parmak hareketiyle yönetmek, askeri birlikleri hızla cepheye sürmek ve küresel sermayenin kanını daha hızlı pompalamak için döşendi. Gücün ve tahakkümün menzilini uzattı, hepsi bu.
Bugün sosyal medyadaki o 140 karakterlik sığlıktan, 15 saniyelik dikkat süresinden, derinliksiz ve bağlamsız haber bombardımanından şikâyet edip duruyoruz ya... İşte o zihinsel çürümenin temeli, Morse’un o manasız tıkırtıları bir "ilerleme" zannedilip alkışlandığı gün atıldı. Hızlıydı, evet. Ama bizi daha akıllı değil; sadece daha aceleci, daha tahammülsüz ve daha telaşlı yaptı.